23 Ekim 2009 Cuma
11.GÜN
Bir olay bekliyorum;bir mucize…Buradan birkaç gün de olsa erken çıkmamı sağlayacak bir “şey”.Ama ne o geliyor ne de ben onu bulmaya niyetliyim…Sanırım bu sıkışıklık hissini de seviyorum ben.Ya da uzun süre dağılmış olmamın faturasını bu şekilde kesiyorum kendime…Kendimi daha da sıkıp kocaman bir bütün olmak istiyorum bir daha dağılmamacasına!
İmza:İki arada bir derede kompakt olmuş ben
22 Ekim 2009 Perşembe
KELİMELER İKİLEMESİ
Çarşamba /23:28
I
Bilemedim,
Meğer susmak hep susmaları getirmiş
Nedensizce
Geldim yine…
Yanındaydım;konuştum konuştum;
Demek istediklerim
İstemeyle kaldılar.
Utandırdı beni dilim
Anlaşılmak zaten yanlıştı
Nedensizliğimin içindeki neden
Bana parçalar ekleyen sen’den
Anladım;
Bunca yıllık paslı sessizlik,
Gelememişim ben dile
Korkarak ve titreyerek soğuk gezegenlerin
Gürültülü ve şen topraklarında..
Sessizliğimiz çekilmiş bu topraklardan artık
Mutluluğumuzu değişmişiz yanlışlıklara
II
Anlamını yitiren kelimeler
Uzadıkça acı verenlerdi
Hızlanarak bir anda
Özgürlüklerine kavuşmuşçasına
“Esaretin bedeli” bana kalmışken
Yetişemedim hiç birine
Zaten çok uzaktan gelmişlerdi…
Hotel de la Muerte
Bugün gördüğüm rüya...
21.10.2009/Çarşamba
Bina Rehberi ( Hotel de Muerte)
Her şey 4 katlı bir binada geçiyor;ama içine kolayca girilebilinecek cinsten bir bina değil burada bahsi geçen.Uzun,çetrefilli ve ortalama bir insanın dahi geçebilmesi için çok zorlanması gereken ;engellerle dolu dik bir merdiven karşılar sizi;basamaklarında yağlı boyayla beyaza boyanmış iğretiden duran trabzanları ile.O “binadan” bir insan sizden çok hoşlanmışsa yardım eder size(zaten sevilen bir insan değilseniz bina içine girme şansınız 0 bile değildir)onun dışında girmek için insanüstü bir çaba sarfetmeniz gerekir.Bina hem vardır hem yoktur;hem herkesce görülür hem de sadece içine girebilme ihtimali olan kişiler onu görebilir.
4 katlıdır binamız demiştik.4 katında da eşit sayıda ve aynı görünümlü insanlar bulunur ve kat çıkmaya hak kazanırsanız bir sonraki kattaki insanlar size çok tanıdık gelseler bile kesinlikle “çok” yabancıdırlar(Totally strangers)Yüzlerine gülümserseniz size acıyarak bakmaktan başka hiçbir şey yapmayacak kadar yabancı...İlk kat adeta bir tanıtım odası gibi beyaz bir odadan ibarettir,oradaki herkes abartılı bir biçimde-adeta delice- kendini tanıtma çabası içindedir.
3. katta bir hastane vardır ve ola ki 4. Kata çıkmaya adaysanız size mutlaka “4sht” isimli bir ilacı verirler.Bu ilacı almak zorundasınızdır yoksa 4. Kata asla çıkamazsınız.
2.katta hayatınızın aşkını bulabilirsiniz.Ben buldum.Korkmamam için elimi sıkıca tutan,her şeyin sonuna kadar yanında olacağına beni tüm benliğiyle inandıran kişi...Ve gariptir kat çıktıkça bir tek o kişinin karakteri sabittir ve sadece bir üst katta bir tek ona gülümsemeniz karşılık bulur.
4. kat ise kabul edildiğinizin göstergesi gibidir.Bir bankadır.Dünya üzerinde olup biten tüm olayların hemen kişilere aksettirildiği bir yer. Hatta öyle ki ;dışı bu kadar eski püskü olan bir binanın içindeki bu teknoloji insanı dehşete düşürecek cinstendir.Size ikram edilecek bir turuncu kek olacaktır.Bu keki almalısınız.Yoksa büyük patronla asla tanışamazsınız.
Kimi zaman alt katlardan bir üste çıkma şansı yakalayanlar olacağı gibi 4. Kattan indirilmek zorunda olan insanlar da olacaktır.Kademe atlamış insanları sizi gördükleri andaki atacakları sevinç çığlıklarından tanımanız olasıdır,cünkü o insanlar bir gördüklerini bir daha asla unutmazlar.Kişilerin üst kata çıkmaları bir üst katta kendileri ile aynı görünümde olan kişinin delirmesi ile gerçekleşir.Aşağı transferler sadece asansörle yapılır.yukarı çıkmak ise merdiveni kullanmak zorundasınızdır.
Yani sonuç olarak girişi zor olan ama çıkmanız için ancak ölmeniz gereken(bina sakinleri asla ölmezler onlar delirmek suretiyle kademe düşerler) öldüğünüzde binada bir monitorün eksileceği bir yerdir burası...
21 Ekim 2009 Çarşamba
10.GÜN
Cesur bir korkağım ben;en azında göreceklerimi önceden kestirebilip farkında olabiliyor,daha az korkuyorum böylece…Gölgelerini arkamda hissettiğim şeyleri önümde görmek bir an hiç hoş değil ama,böyle yapmazsam da ben ben olamam ki!
İmza: “Pis” korkak ben
9.GÜN
Neden ara ara böyle oluyorum ben?Ben mi çok derinim yoksa insanlar mı çok sığ?ya da derin olduklarını çok usta bir biçimde saklayabiliyorlar benden farklı olarak..Bilemiyorum…Yaşadıkları dünyaya yeni bir düşünce sunmayan-sunamayan değil ;sunmayan-o dünyaya layık olmayan-olamayan değil olmayan-insanlar nasıl rahat uyuyabiliyorlar?İnsanların aslında olduklarından daha iyi olabileceğine inandırmaya çalışıyorum kendimi şu anda…İnsan en kolay kendini kandırır diyorlardı ya; hani,nasıl?Sanırım ben çok beceriksizim;bir et parçasını kandıramadım!
İmza:Kandırılmaktan kandırmayı öğrenememiş olan ben
8.GÜN
“Bazen bir su olup akmak istiyorum;sonunda ya bir itiraf ya da büyük bir intihar olayım diye…”
ha bir de hep bildiğim şeyler geliyor aklıma ya,işte en çok da buna bozuluyorum!!
İmza: tekerrürden ibaret etten kemikten bir zihin ben
7.GÜN
Acıktığımı hissediyorum...Bir lokma aşa bir sıcak dost omzuna bir sevgilinin gülüşüne…Canımın acıdığını ve güçsüz kaldığımı biliyorum.Madem açlıktan dem vurduk;bugün biraz sana saçma gelecek şeylerden bahsedeceğim…Çağrışımlardan!
Melankoli deyince hep karpuz gelir aklıma benim…Biliyorum başta da söyledim zaten,bu gülümsetecek seni ama gerçek bu…Hep karpuzun İngilizce karşılığından kaynaklandığını sanardım ama sanırım değil…Dıştan çok sağlam görünüp için yumuşak kırmızı ve de sert çekirdeklere sahip olması..beni düşündüren bu sanırım..Hayatında bu kadar karpuz üzerinde düşünen duymamışsındır sanırım..Duyma da zaten,ne gerek var?benim gibi biri tarafından satırlarının doldurulmasından utanç duyuyorsundur belki de şu an..Varsın olsun!
İmza: Saçmalayan karpuz ben!
6.GÜN
Tiksiniyorum başkasının eline bulaşmaktan…Cüzamlı gibi günden güne eriyip kaybolsam iyi…Kabuklarım yana yana kavruluyor ve ben hiç olmadığım kadar “ben” oluyorum!İşte bundan korkuyorum!
Bu kadar kırılgan bir ruh bu kadar hırpani bir görüntüyü hak etmiyor aslında!Gerçi iş hak etmeye gelince sayılamayacak kadar çok şey geliyor aklıma;daha sonra anlatırım daha buradayız nasılsa!
İmza:Dışı sert içi yumuşak draje ben
5.GÜN
Bazen de kendimi Gregor gibi de hissetmiyor değilim.Tek fark ben arada başımı kabuğumdan çıkarıp iki ayağım üzerinde yürüyebiliyorum…Sen ne biçim insansın Gregor?Sen ne biçim insansın?
İmza:Düşünen insansı ben
4.GÜN
Yazmıyor kalemim,kahretsin! Hepsi benim tedbirsizliğimden…Bu kadar savruk olmasam bu kadar da kolay dağılmazdım belki hayatta…Kim bilir?Neyse;çok uykum geldi benim…Yalnızlık düşlerim beni çağırıyor,burada bile yalnız kalamıyor insan!Beni bu kadar sevdiğinizi bilseydim daha önceden gelirdim..Hişşt tamaaam! Geldim geldim!! İmzamı atıyorum bekle!
İmza:Yalnızlık düşlerinin umutsuz mimarı ben
3.GÜN
Dün gece içerde nefes alıp verirken buranın buğulandığını fark ettim,daha sonra da tüm geçici hislerimi titrek ellerimle bu buğulara yazmaya karar verdim.Belki buğular silinirken onlar da içimden gider sandım,ama parmak izlerim kaldı…Sanırım insanda hiçbir his geçici olmuyor,akıl raflarımızın indekslerinde yer buluyor kendine alfabetik olarak.Olsun ben buna da razıyım en azından ortada durup kurcalamıyor aklımı..Gerçi ufak bir sarsıntıda rafından düşünce daha çok acıtıyor canımı ama alıştım buna da…
Şimdi azcık raflarda toz alayım biraz düzenleyeyim,eskiden acıtanlar hala aynı kuvvette canımı yakacak mı kontrol edeyim,sonra da biraz buğuya yazı yazmaca oynarım…
Hoşça kal.
İmza:Mızıkçılık yapmadığından oyunlarda sona kalan ben
2.GÜN
Biliyor musun bazen diyorum ki “acaba hala duası tutacak kadar masum muyum hala?”sonra dualara ne denli inanmam gerektiği konusunda bir ikileme düşüyorum..Sanırım masum değilim…Kimseye anlatamadıklarımı kabuğumun içindeyken haykırıyorum;yankıları kendim dinliyorum fakat bu sefer de tüm bunları ben mi yaptım diyerek ürküyorum kendimden,işte o anda tüm benliğimden sıyrılıp bu kozadan masum bir kelebek olarak çıkmak istiyorum,ama olmuyor…Uff! Burası o kadar gürültülü ki,yankılar birbirileriyle çarpışıyorlar,sesler günahlar ayıplar hepsi havada uçuyor şu anda…
Ne alıp veremediğin var benle hayat NE??
İmza: Yankı vadisinden bildiren muhabiriniz ben
KABUĞUMDA GEÇEN GÜNLER vol.1
1.GÜN
Sert gibi burası sanki...ama alışkınım daha önceleri de çok bulundum burada,ama şimdi sıkıştım gibi.Kilo mu almışım ne?Hep böyle oluyor önceleri gerçi,alışmak kısmı zaman alıyor en cok,Bu soğuk kabuğa vucudumu yasladıktan sonra ısıtmak sorun biraz da...Isıttıktan sonra sayaç işlemeye başlıyor yeniden,benim belirsiz sayacım,ne kadar burda kalacağımı bilemediğimden o da çalışıyor bilnmeze doğru..olsun çalışsın,işi ne!Bazen dursun bazen de hızlansın istiyorum aslında...Öyle anlar oluyor ki pişman oluyorum buraya gelip içime büküldüğüm için;ama ısınmış oluyor kabuğum,bırakamıyorum...Biraz uzak kalıp soğumasını beklemezsem kölesi oluyorum adeta...Aslında bu işin biraz da egoistlil olduğuna kanaat getireceğim yakında...Kendi enerjimin kölesi olmak!Düşündükçe korkuyor;korktukça daha da derinlere dalıyorum,nefesim yetmese de devam ediyorum dalmaya...Aman Allahım!!Isıtabilecek miyim bu sefer de kabuğumu?? neyse şimdi uyumalıyım.Yarın gene burada olacağız sonucta,ben ve benim sadık defterim...
imza: sert kabuklu eklem bacaksız ben
7 Haziran 2009 Pazar
17 Mayıs 2009 Pazar
Bir şey yazdım minicik
image taken from www.melissalillie.comBen yemeğimi arılarla paylaştım
Köşeyi döndüğünde sen,
Ben çoktan yarama toprak basmıştım...